Ana Sayfa Peyik Yazarlar 12.04.2018 9 Görüntüleme

Şiilik Kuşatmasındaki Hak Yol Alevilik

Şiilik çalışmalarıyla Alevilik Xızır hakikatinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. İktidara, Nahak zihniyetlerin hizmetine sunulan biatçı bir Alevilik yaratılmaya çalışılıyor.

İktidar devletten daha yoğun bir olgudur. Devlet çoklu iktidardır. Devlet olmadan da iktidar yoğunca yaşanabilir. İktidar odakları bir nevi kapital odaklarıdır. Devlet daima farklı iktidar odaklarının ortak kâr örgütüdür. Bundan dolayı iç yapısında sürekli çelişki, kavga, savaş eksik olmaz.
İktidar zulmat deryasıdır, özellikle iktidar karşıtı olan ahlaki ve politik yaşayan tüm aşirlere, inançlara, mezheplere, komlara, mazlumlara, mağdurlara karşı güç kullanmaktadır. Bu manada özelleştirilip mülkleştirilmek istenen şeyler üzerinde güç kullanmaktadır.
İnsanın hakikat ve özgürlük arayışı, Rıza toplumuna karşı zulmat deryasını dayatan; ahlaki ve politik değerlere karşı tekçiliği dayatan, Rıza toplumunun değerlerine karşı Nemrudi değerleri dayatarak bunun ideolojik ve zor aygıtlarını oluşturmak sürecinde başlar. Bu manada Hak ve Hakikat arayışı kendini bilme kendini bulma arayışıdır. Rıza toplumunda olmayan; otorite, hiyerarşi ve iktidar denilen olgulara karşı Serpiyan (dik durmak, hakikati haykırmak) olmaktır.

Derya’yı bardağı sığdırma politikaları
Son dönemlerde Aleviliğe yönelik bir Şia kuşatması söz konusudur. Türk-İslam sentezci akılla dedeler irşat ediliyor, özel pasaportlarla Diyanet tarafından yurtdışına gönderiliyor, çeşitli organizasyonlarla İran’a, Irak’a, Necef’e, Kerbela’ya seferler düzenleniyor. Cami Cem Evi projeleri, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda bir Alevi dairesinin bulunması, Alevi imam hatip liseleri kurma, Pir eğitim merkezleri oluşturma, Pirlere maaş verilsin talepleri; Hak Yol Alevi inancı üzerinde toplumsal mühendislik projelerinin çeşitli uygulamalarıdır. Devletten dur deryada ısrar eden Hak Yol Alevi inancının tekleştirilmesi, devlet kontrolüne alınması bütün bu çalışmalar deryayı bardağa sığdırma çalışmalarıdır.
Selçuklular, Osmanlılar döneminde Hak Yol Alevi inancı için “mülhit, zındık,kafir, din dışılık” denilerek katliamlar meşrulaştırılırdı. Günümüzde ise “Ya din dışısın ya da dinselleşeceksin” diyebileceğimiz bir durumla karşı karşıyadır. Bu inancı yaşayanlara rağmen, dillendirilen ve bunun insan unsurunu oluşturan, ideolojik ve zor aygıtlarını var eden bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Hak Yol Alevi inancının bir kurumu yokmuş gibi, tarihi yokmuş gibi, kimliği, dili yokmuş gibi bir kimlik bulma, bir yerlere yamama, son tahlilde devlet içileştirme çalışmaları yapıldığı aşikardır.
Bilinmelidir ki Hak Yol Alevilik sadece bir inanç değil, birey, toplum, doğa dengesine inanan, kainat ile en üst düzeyde empati kuran, ikrarlık ve rızalığı esas alan, kadını Mürşidi Kamilullah olarak kabul eden, ocak örgütlenmesi ile bugüne kadar gelen, Cem erkanı ile doğrudan demokrasi kültürünü yaşayan, Dar Didar ile toplumsal adaletini inşa eden, daha birçok toplumsal özelliği olan güçlü bir sosyal hareket, kültürel ve toplumsal yaşam manifestosu olan rıza toplumu inancıdır.

Son dönemlerde çeşitli medya kurumlarında, basında Şia aklıyla Aleviliğe yönelik söylemlerde bulunan bir takım örgütlü gruplara rastlanılmaktadır. Alevilerin Hakk’a Yürüme Erkanı’na karşı “Alevi itikadında cenaze erkanı”ismi ile bastırılan kitapçıkta yer alan “tabut önünde saz çalanlara, tabut etrafında semah dönenlere, cenaze namazını yasaklayanlara, 12 imam yolunu terk edip başka yol ve mezheplere uyanlara itirazımız var” ifadelerle dolu kitapçık çıkaranlar vardır. Temelinde Alevi ailelerinin çocukları olan, İran’da eğitim alan birer misyoner gibi çalışanlardır. Özellikle İstanbul Esenyurt bölgesinde gruplar halinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Yapılan belirlemeler ışığında ne oldu da İttihat Terakki’nin “Türk İslam Aleviliği” söylemi ile başlayan; İzzettin Doğan’ın önderliğinde “Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı’nın (Cem Vakfı) “Alevi İslam anlayışı”ile devam eden proje “Şii Alevi anlayışı”na doğru evrildi? 90 lı yıllarda İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’nin Alevilere yönelik olarak “Ya siz alın Sünnileştirin ya da bırakın biz Şiileştirelim” projesinde İran merkezli bir devlet politikası mı vardır? Karşılıklı bir anlaşma mı söz konusudur? Sünnileştirme politikalarını Şiileştirme politikalarına tercih etme mi söz konusudur? Bunun nedeni nedir? İran merkezli misyonerlik faaliyetlerinde devletin haberi mi yok? Bazı Alevi kurumları ve şahsiyetleri bu projenin neresinde yer almaktadır? Ya da Şiilik propagandası devletin yönetim şeklini değiştirmek anlamına gelmiyor mu? Ya da bu çalışmalar birilerinin çıkarına ise rejim değişikliği propagandası yapmak anayasal suç değil mi? Yürütme, yasama, yargı Şii misyonerlik çalışmalarını rejimi değiştirmek isteyen yasadışı bir çalışma olarak kabul etmiyor mu? Bekleyip göreceğiz.

İttihat Terakki ile başlayan, Alevilik Bektaşilik araştırmaları yapan Baha Sait’in “Aleviliğin su katılmamış saf Türk inancı” olduğu söylemleri artık tutmuyor. “Türk İslam Aleviliği” üst düzeyde bir toplumsal taban bulamadı. Osmanlı son dönem politikalarında başarısız olunca, farklı etnik yapılar kendi bağımsızlığını ilan eder, gittikçe yalnızlaşır, kitle desteğini kaybeder. İttihat Terakki bu durumda Alevilerin Türk kimliğini ön plana getirerek Aleviliği Türklük kimliği ile yoğurmak çalışmalarına yoğunlaşır. Bu anlayışla yaşanan kaos ve krizi aşmak bir güvenlik konsepti olarak görülür, bir yandan da Aleviliği “Türk İslam” paydasına alarak adeta bir toplumsal mühendislik siyaseti yapılmaktadır. Bu siyaset anlayışı İttihat Terakki’den yeni cumhuriyete miras kalmıştır. Gelinen aşamada artık mızrak çuvala sığmaz olmuştur. Bütün kültürel ve fiziki soykırımlara rağmen hakikat ve özgürlük arayışında olan Aleviler kendileri ile ilgili oynanan oyunların farkına varmışlardır.

Şiilik hattının gelişmesinde derneklerin katkısı
Derneklerin çoğu imha ve tasfiye konsepti ile karşı karşıya olduğunun farkında değildir. Özellikle derneklerin çoğunda inanç netliği yoktur. İnançta netlik olmayınca politikada da netlik olmaz. Alevilik dinselleşmemiş ahlaki ve politik bir inançtır. Dernek hattı yaşanan olaylara ve olgulara yüzeysel yaklaşan, derinlikli kavrayamayan, resmi tarih ile yüzleşmeyen, tarihsel arka plandan referans almayan, karşıtlık üzerinde var olmaya çalışan yaklaşım egemen olmuştur. Mevcut derneklerin çoğunda Hak Yol Alevi inancındaki kavramlar, kuramlar, kişilikler bunlara yüklenen mananın derinliğinin farkına varmak konusunda ciddi eksiklikler vardır.

Hak Yol Alevi inancı kozmogoni anlayışını vardan doğuş üzerine temellendiren anlayıştır. Bütün değerlerini bunun üzerine inşa etmiştir. Zahiri manadan ziyade batıni manası ön plandadır. Hazreti Ali’ye, 12 imamlara, Kerbela’ya, Hazreti Hüseyin’e Kuran’ı Zişan’a daha birçok şahsiyet olay ve olgulara yükledikleri bir mana vardır. Aslolan bu mana deryasıdır. Özellikle Hazreti Ali ve 12 imamlar Ortodoks Şiiler ve Sünni Müslümanlar tarafından da doğumu, yaşamı, Hakk’a yürüme tarihleri, amelleri bilinen tarihsel kişiliklerdir. Hak Yol Alevi inancında ise farklı manalar yüklenmektedir. Bu mana bilince çıkarılıp netleştirilmezse birileri çıkıp “Ali’yi sevmek Alevilikse bende Aleviyim” diye bilir. Bu mana deryası netleştirilmezse, tarihsel hakikatler bilince çıkarılmazsa Hz. Ali, 12 İmamlar üzerinden ve “Seyidi saadet evladı Resul” söylemi üzerinden, “mezhebimiz İmam Cafer mezhebidir”söylemi ve “şecere” yazılımları üzerinden çok rahatlıkla Şiilik inşa edilebilir. Son dönemlerde Diyanetten de destek alarak birçok Alevi Ocak mensubunun şecerelerini Türkçeleştirme çalışmaları, referans almaları boşuna değildir. Halbuki ocağın mührü şecere değil taliptir. Pir şecere değil talibi bilir. Ne zamana kadar Pirler talibe giderken cebinde şecere ile gezdiler.
Şiileştirilen Alevilik; Kadınsız/ Anasız( kubbeyi rahmansız), Pirsiz, Talipsiz, Reybersiz, Mürşitsiz, Musahipsiz, bırakılan Aleviliktir. Şiileştirilen Alevilik; egemenlerin ideolojisi haline gelmiş, erkek egemen bir hal almış, yol bir sürek binbir düsturundan uzaklaşmış, çeşitlilik içinde birlikteliği temsil eden yetmiş iki millet hakikatini tekleştiren, dinselleştirilen Alevilik demektir. İkrarlık ve rızalığa dayanan bir anlayıştan ziyade; biat kültürünü esas alan bir Alevilik demektir.

Şiileştirilen Alevilik; Xızır’sız bırakılan Alevilik demektir. Hak Yol Alevi inancında Xızır yoksa Hakk da yoktur. Xızır krizden ve kaostan kurtuluşun aklıdır. Xızır bilgisi ile birleşen her can, her toplum, yeniden doğuşunu gerçekleştirir; zalimin zulmüne karşı var oluşunun gayretine girer bu uğurda çark-ı pervaz olur.
Hakikat Xızır cevheridir, bu cevher insanda mevcuttur. Cevherin şavkı aşktır, Xızır bu aşkın özgürlük arayışıdır. Mevcut Şiileştirme çalışmalarıyla Hak Yol Alevilik cevhersiz, aşksız, hakikatsiz bırakılmaya çalışılıyor.
Hakikat ve özgürlük arayışında uzaklaştırılan bir Alevilik, bütün değerleri ile çarmıha gerilmiş, hakikatinden uzaklaşmış Alevilik demektir.
Hakikat Xızır cevheridir, cevherin şavkı aşktır.
Aşk ile kalın


ZEYNEL KETE – Yazarın diğer yazıları için tıklayınız


 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

GAZETE PEYİK
Tema Tasarım | Osgaka.com