Ana Sayfa İnsan 25 Nisan 2018 97 Görüntüleme

‘Madımak yandığında Ali Ekber Çiçek günlerce eline sazını alamadı’-VİDEO

– Halk ozanı Ali Ekber Çiçek ölümünün 12. yılında Balıkesir’in Edremit ilçesindeki mezarı başında anılacak. Eşi Can Çiçek ödülleri, sazları ile geçmişin tüm anılarının yer aldığı Güre’deki evlerinde Ali Ekber Çiçek’i anlattı. Çiçek, “Madımak yandığında eline saz alamamıştı Ali Ekber. Şimdi yaşasaydı Türkiye’nin daha da umutsuz halde olduğunu düşünürdü” dedi.   

Gerçek adı Günay. Ali Ekber Çiçek bugüne kadar adıyla hiç hitap etmedi. “Herkese ‘Can, Cano’ derdi benim için. Onun için herkes beni Can olarak biliyor. Siz de Can abla diyebilirsiniz” diyor Günay Çiçek.

Ali Ekber Çiçek’in eşi Can abla ile yıllardır aynı evi paylaştıkları Edremit Güre’deki evinde görüştük. Ali Ekber Çiçek’i, onun sanat hayatını, dünü bugünü konuştuk.

Ali Ekber Çiçek ile 1993 yılından bu yana Körfez’de 2006’ın 26 Nisan’ına kadar beraber yaşayan Can Çiçek, “Ali Ekber’in çevresi çoktur. Sert mizaçlı görünebilir ama gerçek yaşamında çok esprilidir. Hoş sohbeti çoktur. Ali Ekber ile yaşamak her şeyden önce bir onurdur. Keşke hep yaşasaydı. Ama biz kendimizle yaşatıyoruz, kalbimizde” diye başlıyor sözlerine.

“HAYDAR HAYDAR’I 3 SENE ÇOCUK GİBİ BÜYÜTTÜ” 

Çiçek’in müziğe olan tutkusundan bahseden Can Çiçek şöyle konuşuyor:

“Müziğe çok farklı bakıyordu. Bir eser üzerinde çalıştığında gecenin bir vaktinde saz sesi duyardık. Onun kafasında takılmış bir yer vardır. Okuyacağı eserlerin üzerinde çok dururdu. Dikkatlice incelerdi. Sözlerine çok önem verirdi. İçerik onun için önemliydi. Ali Ekber’in okuduğu eserlerde herkes kendinden bir şey bulur. Onun tek bir özeli Haydar Haydar’ı 3 senede yapabildiğidir. Bir gün sormuştum; Nasıl radyoya girdin? diye. Dedi ki; Sorma üç sene çocuk gibi büyüttüm elimde. Fakat bir gün solo programım vardı TRT’de. Ama hiç kimseye bir şey söylemedim. Şöyle düşündüm, ya müzik dairesi tarafından çıkarılır bu eser. Solo programda üç tane eser okudum. Dördüncüsünü de ‘Haydar Haydar’ ile bağladım. Ama radyo üzerime yıkıldı. Dışarı çıktım, bütün sanatçı arkadaşlarım ‘Ali Ekber Çiçek o neydi çaldığın’ dedi. Öyle girdi ve kaldı radyoda. Haydar Haydar’ın radyoya girişi böyle oldu.”

“ALEVİ ÖĞRETİSİNİN ETKİSİYLE BARIŞ DOLUYDU”   

12 yaşında TRT’ye ilk girdiğinde Pir Sultan Abdal’dan bir deyişi seslendiren Ali Ekber Çiçek’in o günden bugüne çizgisini hiç bozmadığını söyleyen eşi Can Çiçek, “Ali Ekber Çiçek’in dünya görüşü, sadece Alevi öğretisinin de etkisiyle yeryüzünde yaşayan bütün insanların kardeş olduğunu söylerdi. İnsan ayrımı yapmazdı. Onun için de barışçı bir tutumu vardı. Doğru olmaktan yana tavrını her zaman belirlemiştir. Merhametli ve sevgi doluydu. Sabretmesini bilen biriydi. Ağzından çıkacak kelimeleri dikkatli seçerdi. Kocaman bir yüreği vardı sevgi doluydu. Gönlü yüceydi kendisinin. Hiçbir zaman etki altında kalmadı. Keşke insanlar ölmese barış içinde yaşasalar derdi. İnsan yönetimleri her zaman insanlara zarar vermiştir” ifadelerini kullanıyor.

“MÜZİĞİNİ YAPARKEN TAM ÖZGÜR DEĞİLDİ”

Müziğini yaparken Ali Ekber Çiçek’in kendini tam olarak özgür hissedemediğini söyleyen Can Çiçek, yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor:

“Radyonun da bir yasağı vardı. Başka yerde çalışamazdı. Okuyacağı eserler müzik dairesinden dönebilir. Hatta Süleyman Demirel zamanında Kul Hüseyin’den alınan bir deyiş okumuştu. ‘Hey erenler akıl fikir eyleyin. Dağlara da duman ne güzel uymuş.” O zaman bunu okumayacaksınız. Orada Süleyman adı geçiyor diye. Demişti ki ben 16.yy’da yaşamış bir halk şairinden bahsediyorum. Sizin Süleyman Demirel’iniz olan Sultan Süleyman oldu diye bir cevap vermişti. Sonra da kazasız belasız bu eser de geçmiş oluyor.”

“ALEVİ OLDUĞUNDAN DOLAYI…”

Ali Ekber Çiçek’in Alevi kimliğinden dolayı yaşadığı bir sorunu ise Eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’e bir cevap hakkı da doğabileceğini söyleyerek anlatıyor:

“O zaman İsmail Ağa Konağında görüşme yaptılar onunla. İkinci kez Amerika’ya çağrıldığında TRT Haber Müdürü Nurullah Kadiroğlu, Yeşilköy havalimanında onu uğurlamıştı. 21 günlük uluslararası MESAM’ın bir gecesini müziğe ayırıyorlar. Ardından Türkiye’ye döndüğünde ben Namık Kemal Zeybek’in onu havalimanında daha iyi şekilde ağırlamasını isterdim. Çünkü ödüller almış. Bazı okuduğu eserler üniversitelerde okutulmaya başlamış böyle bir değerin hafifletilerek geçiştirilmesi Alevi olduğundan dolayıdır. Onunla ilgili bir sürü haberler duyurulması lazım. Ama üstü sönük çekti.”

“MADIMAK YANDIĞINDA ELİNE SAZINI ALAMADI”

Peki ya yaşasaydı diyoruz Can Çiçek’e. Türkiye’nin bugünkü halini nasıl görürdü diye sorduğumuzda şu cevabı veriyor:

“Çok üzülürdü. Madımak Oteli’ni unutmuyoruz biz. Eline sazını alamadı. Günlerce ağladık. Çünkü Nesimi Çimen’i çok severdik. Muhlis Akarsu iki gün öncesinden çiğ köfte istemişti. Yaptım geldi yediler. Çok üzülmüştük. Kabus gibiydi ev de. İnsanları cayır cayır bir film gibi izletir gibi yaktılar.”

“BU DÜNYA ÜZERİNDE HİÇBİR UMUT BELİRTİSİ YOK”

Can Çiçek için de bugün umut vadetmiyor; “Ali Ekber Çiçek de yaşasaydı aynı şeyi söyleyebilirdi. Gençlerimizin yarınına ümitsizlikle bakıyorum. Gerçekten bu dünya üzerinde hiçbir ümit belirtisi yok. Maalesef iyi olacağını ben sanmıyorum. Çünkü giderek kötüleşiyoruz. Çok kötü bir hal alıyor yani. Hiç tutulacak bir dal kalmadı. Acı ve hüzün. Anneler, babalar, kardeşler gözü yaşlı insanlar… Bizim istediğimiz dünya bu değil. Dünya çok güzel ama dünyayı çirkinleştiren insanlarımızdır.”

“ALİ EKBER ÇİÇEK VAKFI YA DA DERNEĞİ”

“11 yıl çok zor geçti. İnsanın canının yarısı değil tamamı gidiyor. Evet gönlümüzde ama başka yapacağımız bir şey yok” diyen Can Çiçek son olarak, Ali Ekber Çiçek’in hayatının, eserlerinin, ve eşyalarının yer aldığı ve şu anda yaşadığı Güre’deki evi, Ali Ekber Çiçek Vakfı’na çevirmek istediğini söylüyor.

“Burada Çiçek’in bekçiliğini yapıyorum. Ali Ekber’in evini, geleni gidenini ağırlıyorum. Ben de son görevimi tamamlayacağım. Biz de sıramız geldiğinde bu dünyadan göçüp gideceğiz. Ama kalıcı bir şey bırakmak istiyorum. Bir Ali Ekber Çiçek Vakfı ya da Derneği. Onun bütün hayatı, eserleri, eşyaları kendisi ile bu evde yaşasın istiyorum. Bu evin, bu kurulacak olan derneğe ya da vakfa verip müze olarak kalmasını arzu ediyorum.”

Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

BALIKESİR


●Haber kaynağı için tıklayınız…Pirha.net


●Gazete Peyik haber sayfaları  için tıklayınız…


Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Ahmet Muhip Dranas Kimdir?

Ahmet Muhip Dranas Kimdir?

GAZETE PEYİK
Tema Tasarım | Osgaka.com