Ana Sayfa Mihman Yazarlar 17 Mart 2018 0 Görüntüleme

İlahlar bölünmüş Suriye istiyor

Suriye’nin üçe bölünmesi senaryo olmaktan çıkarak gerçeğe dönüşüyor.

Türk devletinin Efrîn işgali ile birlikte bölünme de fiilen başlamış oldu.

ABD, Rusya, AB ve BM’nin, Türkiye’nin Efrîn saldırıları karşısındaki tutumu, işgali ve katliamı sonuna kadar destekleme kararında olduklarını göstermektedir.

Anlaşılıyor ki etnisite dengeleri, petrol ve toprak talepleri, din ve mezhep çelişkilerine dayanmayan, sınırlarına dokunulmamış bir Suriye, Rusya’nın da ABD’nin de işine gelmiyor.

Çünkü böyle bir Suriye istemek, şu anda Kuzey Suriye ve Rojava’da uygulanmakta olan demokratik-özerk kantonlar sistemini model alarak desteklemek anlamına gelecekti.

ABD ve Rusya, üçe bölünmüş Suriye ile, halklar, din ve mezhepler arasındaki çelişki, gerilim ve hesaplaşmaları nihai olarak sona erdirmeyi değil; kesintisiz bir şekilde canlı tutarak herkesi kendilerine mecbur hale getirmek istemektedir.

Erdoğan ve Türk devlet yetkililerinin kendinden emin ve rahat pozisyonları, kendi güçlerine olan inançlarından değil; ABD ve Rusya’nın onayı ile “üçe bölünmüş Suriye” planına ortak edilmelerinden kaynaklanmaktadır.

ABD ve Rusya’ya rağmen, olağanüstü değişiklikler ve sarsıcı sürprizler olmazsa eğer, plan şöyle işleyecektir; Efrîn- Ezaz-Mare- El Bab- Cerablus’u içine alan bölüm Türkiye, El Kaide, El Nusra ve DAİŞ çetelerine; Fırat’ın doğusu Kürt – ABD ortaklığına, Fırat’ın batısı ise Suriye rejimi – Rusya – İran’a kalacaktır.

Türkiye’nin ortaklık yaptığı çetelerin vasıfsız, cahil, disiplinsiz, para ve maddiyat düşkünlükleri nedeniyle kendilerine bırakılan bölgelerde makul ve kabul edilebilir bir pozisyon tutmaları söz konusu olamayacağına göre, bu bölgenin hakimiyeti Türkiye’ye bırakılacaktır.

Avrupa devletleri de bu plandan haberdar ve destekleyici konumdadır.

Avrupa kamuoyu, Efrîn işgaline karşı Kürtlerle dayanışma içinde, büyük bir duyarlılık göstermiş; Alman, İngiliz, Fransız medyası başta olmak üzere, tüm basın-yayın organları, hükümetlerini Türk işgaline karşı müdahaleye çağırmıştır. Fakat Avrupa’nın lokomotif devletleri, bu tepkileri duymazdan görmezden gelerek, işgalin tamamlanmasını beklemektedir.

Çünkü Irak ve Suriye savaşına katılan çetelerin büyük bölümü Türkiye ve İdlib’tedir. Avrupa bu çetelerin dağılmasından korkmakta; bunların Suriye içinde ve Türkiye’ye bırakılacak topraklarda bloke edilmesini istemektedir. 2015 yılında Türkiye ile imzalanan mülteci antlaşması gereği, ödenmesi taahhüt edilen, ancak bozulan ilişkiler nedeniyle dondurulan 3 milyar doların, bu dönem Türkiye’ye verilecek olması da bu planın parçasıdır.

Avrupa ve BM, Efrîn’den göçen 800 bin göçmenin Avrupa’ya çıkmayacağını, Rojava kantonlarının desteği ve himayesi ile yaşayabileceğini de hesaplamaktadır. Dolayısıyla BM’ye ekonomik bir yük getirmeyeceğinin de rahatlığı ve ‘huzuru’ içindedirler.

Buna karşılık Türkiye’deki göçmenlerin önemli bir kesiminin, işgal edilmiş Efrîn topraklarına yerleştirilmesi, sadece Tayyip Erdoğan’ın değil; BM ve Avrupa Birliği’nin de içten içe arzuladıkları ve kurtulmak istedikleri büyük bir yük olacaktır.

Kıyasıya bir rekabet içindeymiş görüntüsü veren ABD ve Rusya, Irak ve Suriye savaşlarından önce, Ortadoğu’daki en zayıf dönemlerini yaşıyorlardı. İkisi de Ortadoğu’ya yeniden bir giriş ihtiyacı duyuyordu. Suriye’yi üçe bölme planı bu ihtiyaçlarını büyük oranda karşılıyor.

İç savaşı sona erdirmiş, iç barışını sağlamış ve kendi dinamikleri ile demokratik bir yönetim oluşturmuş yeni bir Suriye’nin, ABD ve Rusya’ya ihtiyacı olmayacağı gibi; böyle bir yönetim oluşabilseydi eğer, Rusya ve ABD’nin Suriye’deki varlıkları sorgulanıyor olacak; bu topraklarda kalmaları uzun süreli olmayacaktı.

Üçe bölünmüş Suriye ABD ve Rusya dışındaki herkes için güvensizlik, birbirini kollama, gerginlik ve gerilim içinde bir yaşam ve kesintisiz kriz demektir. Bu gerilim ve sürekli kriz hali, insanları bir otoriteye, üst bir güce muhtaç hale getirir. O güç ise dünden hazırdır: ABD ve Rusya!

Kriz hali doğal olarak, iç savaş öncesindeki gerilimi sürekli canlı tutar. Bu da tarafların enerjilerini ve kapasitelerini gerekli ve yararlı işlere değil; iktidarı büyütme, güç biriktirme, silahlanma, muhataplarının zayıflıklarından yararlanma gibi lüzumsuz ve zararlı işlere yöneltir.

29 Eylül 2014 günü bu köşede yayınlanan yazıda şöyle deniyor;

“DAİŞ çetesini kullanan üst akıl, sadece Kürdistan’da değil, Ortadoğu’da örnek bir yaşam ve yönetim modeli olmaya aday bir sistemin önünü kesmek istiyor. (Kırmızı Postallılar Sadece DAİŞ ile Savaşmıyor)

Suriye’nin üçe bölünmesi, Suriye’de yaşayanların huzursuzluğu, Fırat’ın doğusunda ve batısındaki petrolün 20-25 yıl içinde ABD ve Rusya’ya taşınmasına engel olamayacak kadar küçük ‘ayrıntı’lardır.

Epey bir zaman önce, bir TV programına katılan Kerküklü sanatçı Abdurrahman Kızılay’a, sunucu iltifatlar yağdırarak, Kerkük’ün petrol zenginliğinden söz ediyor ve kentin asıl sahiplerini soruyordu. Abdurrahman Kızılay, iltifatlara aldırmadan yüreğinden geldiği gibi konuşmuştu; “Kerkük herkesindir, Allah petrolün de belasını versin, kurusa da kurtulsak” deyivermişti.

Abdurrahman Kızılay ne güzel özetlemiş.

Petrole “şeytanın boku” diyen Afrikalılar nasıl da haklı.


YENİ ÖZGÜR POLİTİKA


 

Etiketler:

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

GAZETE PEYİK
Tema Tasarım | Osgaka.com