Ana Sayfa Mihman Yazarlar 4 Nisan 2018 4 Görüntüleme

İbrahim Tatlısesler ve diktatörün dalkavukları

Hatay’ın Reyhanlı İlçesi Oğulpınar karakolunu önceki gün ziyaret eden Erdoğan, Akar ve beraberindeki bir takım sözde sanatçı, sporcu ve “seks ikonları” ile birlikte saray patentli “halkla ilişkiler” çalışmasıyla görücüye çıktı.

Türkiye’nin takkeli lümpen, abaza siyaseti, “fetih” namazlarıyla başlattığı Efrîn işgali tablosundan istenen sonucu alamamış olacak ki “Mehmetçik ocağını” tavernaya çevirmeyi daha kârlı gördü.

Gün boyu medyada dönen video-fotoğraflar sanat, spor ve cinsellikle şişirilmiş bir jenerasyon için televole rahatlığı yaratırken, “laik” T.C ordusu çizilen imajını toparlamanın en kullanışlı yolunun zafer sarhoşluğuyla hovardalık olduğuna ikna olmuş gibiydi.

“Başkomutanın” giydiği kamuflajlı askeri forma, girdiği işin onu birkaç beden aşan niteliğini ironik olarak anlatan küçük bir detay gibi duruyordu. Ancak “dahiyane” halkla ilişkiler çalışması henüz rotasını şaşırmamışlar açısından sarayın soytarıları arşivinin en nadide parçası olarak kayıtlara geçti derken, soytarılara bir nebze de olsa haksızlık yapmışız…

Soytarılık meğerse tarihsel olarak zeka ve bilgelikle yüklüymüş. Her kralın ya da padişahın mutlaka bir soytarısı varmış. Hani eğlendirirken padişaha da arada laf sokacak, inceden inceye eleştirecek, “kral çıplak” diyecek, hatta krallarını eleştirirken başı vurulan birçok soytarı da varmış. Soytarılık derin işmiş, herkesin de harcı değilmiş…

Ha, bir de soytarıların yanında şakşakçılar ve dalkavuklar varmış. Şakşakçılar hükümdarın ne dediğine bakmaz sadece şakşakçılık yaparmış. Yani işleri alkış çalmakmış. Hükümdar karaya ak dese de alkışlar, aka kara dese de alkışlarmış. Alkışlamakla yetinmez, karaya ak diyen kralı desteklemek için yalanlar yalanlar üretirmiş. İşi buymuş…

Dalkavukluk ise kelime anlamında sarıksız kavuk demekmiş. Sarık, eskiden “bilimin” sembolüymüş. Yani bilim ve bilgelik demekmiş. Sarık gidince geriye kavuk kalmış. Dalkavuğun görevi ise padişaha yaranmacılık, yağdanlık yapmakmış. Tabii bu yağdanlıktan da epey para kazanırlarmış.

Günümüz Türkiye’sine bakarsak Erdoğan ve çevresinde toplaşanlar fazlasıyla şaklabanlık ve dalkavukluk ünvanını hakediyor.

Erdoğan ve etrafındakiler, kendisine tek bir eleştiriye dahi tahammül edemeyen megaloman bir faşistle, bu faşiste istediğini veren ve her seferinde “padişahım sen çok yaşa” diyen bir asalaklar ve dalkavuklar sınıfıdır.

Bu dalkavuklar sınıfının başını çeken Ajda Pekkanlar, Hülya Koçyiğitler, Orhan Gencebaylar, Yavuz Bingöller ve daha niceleri Türkiye gerçekliğinde bünyeyi boydan boya saran hastalıklı halin birer kanser hücresi gibidirler. En son koroya katılan Zerrin Özer’in “genç kızlar evlenmeden önce bakire olmalı” sözüyle dalkavuklar sınıfına dahil olmak için kadın bedeni üzerinden iktidara göz kırpmasıyla pastadan bir pay kapacağı kesin… Hülya Avşar’ı da unutmayalım tabii. Kadının erkeklerin hakimiyetinde olması gerektiğini savunarak Türkiye’de her gün öldürülen kadın cesetleri üzerinden iktidarlarını inşa ediyorlar. Faşizm böyle birşey işte, düşürdü mü kendi cinsinin katili olacak kadar düşürüyor…

Güç ve iktidar sahiplerinden nemalandıklarıyla hızla büyüyüp yayılan, asli görevleri toplumsal yozlaşmayı, militarizmi derinleştirmek olan bu güruhun eli kanlıdır ve hepsi Efrîn’de katledilen çocukların, kadınların da katilidirler…

Tarihsel deneyimler ne demiş: “Bilge kralların soytarıları, narsist kralların da dalkavukları olurmuş.” İşte bütün mesele bu…

Ha bir de unutmadan, fotoğrafta yürüyen bir ceset gibi duran İbrahim Tatlıses de vardı. Ruhu satılmış bir cüsse… Efrîn’in ve Kürdün işgaline, talanına, tecavüzüne “yaylalar” parçasını söyleyen O zat hızını alamamış, Minbic için de bir şeyler söylemiş.

Tecavüzcülere, halkının katillerine methiyeler dizmiş. Literatürde henüz bu alçaklığa bir ad bulunamadı, bilim çaresiz kelimeler kifayetsiz.

Kürt halkının soykırımına çanak tutan ve kendilerine “sanatçı” diyen bu dalkavuklar ve şakşakçılar grubunun onur ve ahlaktan vazgeçmeleri pahasına düzdükleri arsızca övgüler, yılışık hayranlıkları, Erdoğan’ın bol keseden dağıttığı ihaleler, belki bir tv programı, belki bir dizi teklifi gibi beklentilerinizin karşılanması içindi. Düşkünlüğün tarihi böyle yazılıyor işte…

Efrîn’e sıfır kilometrede fotoğraf çekip, en ön kareye, vitrine kadınlar yerleştirilirken “bizim Franco’dan ne eksiğimiz var” diyen havalarla “seksi, sporu, sanatı” yan yana koyarak cinsiyetçiliğin ideolojisini de eksiksiz sergilediler.

”Askerlere moral için geldik” diyenlerin cinselliğin vücut diliyle mesaj vermeleri de moral denen şeyden ne anladıklarını, faşizmin kadına ancak bu ölçüde rol vereceğinin de iyi bir örneğini sergilemiş oldular.

Uçağın pilotu sözümona havadayken “Hatay’a değil Efrîn’e iniyoruz” diye de 1 Nisan “şakası” yapmaktan da geri durmamış.

Koruculaşmamış sanatçıların ciğerinin bu tabloya yandığını varsayarak “Kral çıplak” demenin onlara düştüğünü de hatırlatmak gerekiyor.


YENİ ÖZGÜR POLİTİKA


 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

12 Eylül faşizmi devam ediyor

12 Eylül faşizmi devam ediyor

GAZETE PEYİK
Tema Tasarım | Osgaka.com