Ana Sayfa Peyik Yazarlar 8.03.2018 44 Görüntüleme

GÖKYÜZÜNÜN YARISI KADINLARIN OMUZUNDADIR

Her sabah olduğu gibi yarı uykulu ve yorgun adımlarla işe giderken, aklında, dün akşamki kâbuslar vardı.
Kadındı, çocukluğundan beri kendini, iradesiyle ve istekleriyle hareket eden bir varlık olarak görememişti
Bir eşyaydı hep, erk(ek) dünyasında “mal” gibi bakılırdı ona.
İlk sahibi ailesiydi.
Daha küçücük yaşlardayken, erkek kardeşi, babası gibi ayak ayaküstüne atıp oturabiliyorken ve ağız dolusu gülebiliyorken, o tam tersine, yaşayacağı dünyaya hazırlanıyordu?
Babasının terliğini getiren, misafirlerine su servisi yapan, ağız dolusu gülerken kızılan bir kadın adayıydı o.
Vakti geldiğinde de, ya satılmış ya da(başlık parasını doğru bulmayan bir aileye sahibiyse eğer) onların rızasıyla bir başkasına verilmişti.
Alan ya da satan değil, alınan veya satılandı o.
Sadece mekân değişmişti. Kendisini ısıtan anne şefkatinden de uzak kalmış, sıkıntıları daha da katmerleşmişti.
Koca, koca(man)lığından dolayı kızdıkça dövüyor(dövmüyorsa bile kızma hakkını bolca kullanıyordu), sonra pişman olduğunda ve vicdanın o masum mahcubiyetine bile sığınmadan “canım, hayatım” diyerek, yatağına çekebiliyordu.
Kirlenmiş dünyada her gün yıkanarak temizleneceğini sanıyordu. Oysa her an yıkansa bile, kendi dışındakilerinin kirini, kendinde temize çekmesi mümkün olamıyordu .
Bu acımasız erk(ek) dünyasına nasıl karşı çıkacaktı, Asiye nasıl kurtulacaktı.
Kolay değildi, evet!
Dün akşamki kabuslar düştü yine aklına: Haberler: 19 yaşındaki genç kızın, öz ağabeyi tarafından 40 bıçak darbesiyle katledildiğini, 50 kadının cenazeyi morgdan alıp defnettiğini, söylüyordu.
Özellikle son zamanlarda bu tip olaylar sıklaşmıştı.
Bir başka gün: Muğla’nın Bodrum ilçesinde, erk(ek)ine tuzluk getirmediği için 41 yaşındaki Ayşe Doğan kocası tarafından 6 yerinden bıçaklanarak öldürüldüğünü duyuyordu.
Bunun gibi yüzlercesini!
Ama en çokta ‘bir şey’ olmuşların bakış açıları, kanını donduruyordu.
Örneğin: Rize Cumhuriyet Başsavcılığı, Kürt sorununun çözümü için erkeklerin “Kürt Kuma” önerisini ileri süren Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı’nın sözlerini “ifade özgürlüğünün bir parçası olarak” görürken, Asliye Ceza mahkemesi ise Bakırcı’yı eleştiren Vira Karadeniz gazetesi imtiyaz sahibi Ahmet Topçu’ya 11 ay hapis cezası verdiğini, okuyordu gazetelerde.
Neden Kadınlar üzerinden mesajlar veriliyordu?
Neden kadınlar kullanılarak intikam alınıyordu?
Neden güçlü olduğu halde, erk olduğu halde, zorla ırza geçtiği halde, erkek değil de kadın cezalandırılıyordu?
Neden?
Kadın bu sorulara yanıt bulmakta zorlanıyordu.
Oysa: Sınıfsaldı, her türlü baskı gibi, bu baskının da özü de sınıfsaldı.
Öyleyse: Savaşımın da karakteri sınıfsal olacaktı.

Tarih baba öyküyü şöyle anlatıyordu çünkü:

“8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi 8 saatlik iş gücü ve daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.

Bundan 53 yıl sonra, 26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.”

Düşündü kadın! Bu kadar bedelden sonra hala gidilecek çok yol vardı.

Kadınlara karşı şiddet dünyada en yaygın, ancak en az cezalandırılan suçtu çünkü.
Tahminlere göre 113 ile 200 milyon arasında kadın demografik olarak “kayıp” (yok) görünmekteydi. Ya doğar doğmaz öldürülmüşler (erkek çocuğun kız çocuğa tercih edilmesi) ya da erkek kardeşleri ve babalarıyla eşit derecede gıda ve tıbbi olanaklara ulaşamamışlardı.
Fuhuşa zorlanan ya da bunun için satılan kadınların sayısı yılda 700.000 ila 4.000.000 arasındaydı. Cinsel kölelik düzeninden elde edilen kazançlar yılda tahminen on iki milyar dolardı.
En az üç kadından biri dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış ya da hayatı boyunca başka türlü suistimal edilmişti (tecavüz, kötü davranış). Genellikle, suistimal eden kişi aileden bir üye ya da kadının tanıdığı bir kimseydi.
Ev içi şiddet, bölge, kültür, etnik köken, eğitim, sınıf ve din ne olursa olsun kadınlara karşı en yaygın suistimal şekliydi.

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre de;

“Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyordu.
Buna karşın kadınlar, dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahiptirler.
Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahibi olabilmişlerdir.”

İşe yetişemeyecek endişesiyle hızlanmayı düşündü kadın, bir an durdu,
Basit yalın bir soru aklına takılmıştı: Soyadım neden Koçoğlu, oysa ben kadınım? Neden: bilmemnekızı diye bir soyad yoktu?

Döndü gökyüzüne baktı!
Aklına: miras ve şahitlik konusunda: “iki kadın ancak bir erkek eder” ayetleri geldi.
Gökyüzünden de kesti umudunu, yüzünü öne doğru eğdi ve “ne olursa olsun, bugün işe gitmeyeceğim” diyerek, Emekçi Kadınlar Mitinginin yapılacağı alana doğru hızla yürüdü.
Yüzünde henüz kendisinin bile tarifini bilmediği bir gülümseme vardı.

Ahmet BAKIR


 AHMET BAKIR–  Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…


 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Aleviler işaretlenirken!

Aleviler işaretlenirken!

GAZETE PEYİK
Tema Tasarım | Osgaka.com