Ana Sayfa Peyik Yazarlar 12.03.2018 44 Görüntüleme

GAZİ KATLİAMI: MUHALİF BİR SEMTTE DENENEN İMHA POLİTİKASI

Bu ülke kanla besleniyor, o nedenle tarih derslerinde hep savaşlar anlatılır. Yedi düvelle savaşmanın hamasetini yapar.
Olmadı kendi bünyesiyle savaşır, bütün iç organları delik deşik.
Kalbini hançerliyor biteviye, vicdanını buduyor her bahar geldiğinde. Çünkü vicdanla bu günahları kaldıramayacağını biliyor.
Sivas’tan Maraş’a, Taksim’den Madımak’a bir büyük cephede savaşıyor.
Gençleri doğruyor hızarında, Otuz yılda Elli bin’e dayanıyor genç ölümleri.
Ceylan gözlü çocuklara, oyuncak bombalarla kıyıyor.
“Başardık, 23 kişi öldü ve başardık” diye MGK’nın EMASYA Protokolüne yazılıyor Gazi katliamı. Yetmiyor 1997’de Resmi Gazetede de yayınlanıyor bu “büyük başarı”!
Derin, karanlık, acımasız bir oyun oynuyor bu yoksul bıraktığı semtte de.
Gönderiyor robot katillerini önce, “cemevi dahil önünüze ne kadar kıraathane gelirse tarayın” diyor pişkin bir gülüşle.
Ülkesinin “yüce menfaatini” gözeten karanlık “kahramanlar”, yani kontr-gerilla, 12 Mart 1995’in akşamında, gasp ettikleri ve şoförünü boğdukları bir ticari taksiyle gidiyorlar kutsal görevlerine.
Önce 67 yaşındaki o kimsesiz dedeyi başından vurarak cansız yere seriyorlar.
Sonra, karakola 100 metre uzaklıkta bulunan, dostlar kıraathanesi!
Sonra yavuz!
Sonra doğu!
Önüne gelen kıraathaneleri tarayarak sırra kadem basıyorlar, her karanlık olayda olduğu gibi.
O saldırıda blanco; 1 ölü, 5’i ağır 25 yaralı olarak kayda geçiyor.
Karakola doğru yürüyen halka polislerin ateş açması sonucu Mehmet Gündüz’de yaşamını kaybediyor.
Ölümlerin azlığı, banka soygunlarını, yoksulluğu ve bir dizi kirli işleri örtmediği hissine kapılan ülkenin “sahipleri”,katliama devam kararı alıyorlardı o gece.”Kim bu olayların nedenlerini sormak için sokağa çıkıyorsa vurun!”
Bütün büyük kentler savaş alanına dönüyor, 4 günde 17’si Gazi’de 5’i Bir Mayıs Mahallesinde olmak üzere 18 insan yaşamını yitiriyordu.
Olayların hemen akabinde dünyanın en güzel gülen delikanlısı Hasan Ocak kaçırılıyor, işkenceyle katlediliyordu.
Devlet bu katliamda görevde olanları ilerleyen zamanlarda ödüllendirerek, teşekkürünü altın tepside sunuyordu. Katliam sırasında Emniyet Genel Müdürü ve bin operasyonla övünen Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir milletvekili yapılarak, görevlerinin karşılığını alıyorlardı.
Polis şefi Hüseyin Kocadağ, abi dediği Abdullah Çatlı’nın koruması oluyordu.
Katledilenlerin yaşlı ve yoksul aileleri, davadan davaya İstanbul’dan Trabzon’a taşınıp duruyor, kışkırtılan bir avuç faşistlerce de taşlanıyorlardı bu ömürlerinin en acı yolculuklarında.
Her yolculukta, gökyüzüne bakıyordu yaşlı bir anne.
Gözlerindeki sulardan flu görünüyordu yıldızlar.
Kimbilir “acaba hangi yıldızdadır şimdi kızım” diye düşünüyordu, bir yandan da arabaya gelen taşlardan korunmaya çalışırken.
Kızının donan bakışından başka düşler de göremiyordu o melun Mart gününden beri.

“Devlet, Alevi-Sünni çatışması yaratmak için bu katliamı yaptı” diye bağırıyordu mahkemede, “oysa bu kirli bir oyundu ve bankaları hortumlayanlar, hangisi Sünnilerin parası, hangisi Alevilerin parası olduğuna bakmadan çuvallara dolduruyorlardı” diye son sözünü söylüyordu anne


 AHMET BAKIR–  Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…


 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

GAZETE PEYİK
Tema Tasarım | Osgaka.com