Ana Sayfa Peyik Yazarlar 23.03.2018 160 Görüntüleme

ALEVİLER VE İLKELİ DURUŞ

Faşizm çürütüyor direnemeyen ne varsa. Sadece insanı değil tarihini, kültürünü, değerlerini ya yok ediyor ya da kendine benzetiyor. İçinde bulunduğumuz zaman, Osmanlı’nın birçok zalimlikleriyle anılan padişahlarının yaşadığı dönemle neredeyse eş değer. Yeni Osmanlıcılığın dillendirildiği günümüzde söz dönüp dolaşıp Aleviliğe geldiğinde “koskoca Osmanlı’ya direnerek bugünlere gelmiş bir toplumuz” diye övüne övüne bitiremiyoruz. O büyük tarihin kesitlerinde Alevi toplumunun bütünü direnmeyi seçmedi. Bugüne taşınmasında direnmeyi seçenlerin ısrarı ve sürükleyiciliğini hatırdan çıkarmamak gerekir. Yalnız bazı incelikleri kalabalık satırlar arasından çıkartıp, kavramak durumundayız. Yoksa bütünün içinde kaybolan özün kendisi oluyor.

Alevilik; birçok topluluğun, inancın tek bir yol’da buluşmasını sağlayan, ben’in ortadan kalkıp biz olduğu, kendisi kadar diğerlerinin de hakkının korunduğu insani değerlerin taşındığı komünal bir inanıştır.

Aleviliği salt bir din gibi ele almak son derece yanlış ve ona haksızlıktır. Gördüğü, dokunduğu, hissettiği her varlık onun bir parçasıdır. Nasıl ki doğa kendiliğinden oluşmadıysa Alevilerin sahip olduğu değerler de bir anda ortaya çıkmadı. Yeri geldi isyan ettiler yeri geldi en yakınına “dostun bir gülü yaralar beni” diyerek sitem ettiler yaşamın son anına yürürken.

Mansur’un 920’lerde, hakikatten yani yaşamın ilkeselliğinden taviz vermemesinin sonucunu bilmesine rağmen son nefesine değin En’el Hakk duruşunu nereye koyacağız? Değil mi ki sözün ve değerlerin candan öte sayıldığı yol’dur Alevilik! O nedenle amentüsü “öl ikrar verme öl ikrarından dönme”dir. Aleviler bu ikrarı canda ruh gibi sıkı sıkıya işlediler.

Bugün Alevi toplumunu tartışırken bu tarihsel notların üzerinden atlayamayız. Zira sadece Aleviliği yaşamanın dışında onun talepleri ve sonraki kuşaklara aktarılması misyonunu üstlenenler de doğal olarak muazzam zenginliğe sahip tarihinden besleniyor.

Aynı zamanda Alevilerin yürüttüğü mücadele sadece kendi talepleri için değil içinde yaşadıkları ülkenin de demokratikleşmesi içindir. Nasıl ki ülke yönetiminin anti demokratik oluşunu kabul etmiyorlarsa kendi içinde de son derece demokratik olmak durumundadırlar. O meşhur “kırklar cemi”ndeki eşitlik ve birlik için “evet Alevilik bu” diyebiliyorsak bazı fırsatlar doğsa bile durulması gereken ilkeden taviz verilmemelidir. Bırakın toplumu insan birey olarak dahi yaşamı pragmatistçe sürdüremez. Elde edecekleri her ne ise ondan daha fazla oranda çürüme kaçınılmazdır.

AKP’nin ülkeyi getirdiği noktadan Aleviler de fazlasıyla etkileniyor. Sadece mücadele alanlarının daralması, taleplerinin çok ötesinde koşullarla karşı karşıya olduğu da değil mesele. AKP-Saray’ın topluma dayattığı hegemonyanın bir benzerini Alevi kurumları kendi içinde yapıyor. Osmanlı’da kadıya gitmek zül sayılırken şimdi ne oluyor da adaletin, hukukun zerresi bulunmayan düzenin mahkemelerine gitmenin koşulları oluşturuluyor? Alevi hareketinin yapısal sorunları yukarıdan aşağıya emir komuta zinciri ile çözülmez. Aksine elde kala kala kötürüm örgütler bütünü kalır ki tamda devletin istediği noktaya gelinir. İslami yönetimlerle yüzyıllardır edilen kavgalar boşuna mı? Toplumun üstünde hegemonik bir otoriteyi -ki bunun içinde Tanrı da vardır- tanımazken içindeki kimi yönetimlerin istediğini görevden almasını ya da ihraç etmesini nasıl karşılayacak? “Merkezdir, yetkilidir, hakkıdır” mı diyecek? Emeğini iradesini ve her şeyden önce serini yol’a vermeyi bilenler itaat mi edecek?

Evet, “her ağacın kurdu kendi özünden olur” olur da Alevi toplumu bunları bir kambur gibi sırtında taşımak zorunda mı? Bazen gelişen her olay normal gibi davranılıyor. İşte burada insanın aklı almıyor doğrusu!

Her şeyini kaybet! Malını, mülkünü, mevkiini, serini kaybet yok olsun! Dön bak Pir Sultan Abdal’a; darağacına bıraktığı son nefesinde binlerce yıl yetecek bir ruha, sarsılmaz ilkeye! En radikal Alevi sözünü söylemek, herkesten daha fazla bağırarak propaganda etmek biraz da yapılan hesap kitapların gizlenmesidir. Adına ne derseniz deyin, kendine gelince “ilkelerimizden taviz vermeyiz” başkasının emekleri üzerinden fırsatlar doğduğunda da “ama onların da şöyle yanlışları var” deyin. Böyle bir Alevilik yok! Bu anlayış tarih boyunca da kaybettirmiştir.

Alevilik Ortodoks inançlar içine sığmıyorsa hakkı verilmelidir. Alevilik adına söz söyleme hakkını kendinde görüp hiçbir emeğinin, hakkının olmadığı kimi kazanımların üzerine oturamazsın.

Ne dedik yazımıza girişte? Faşizm çürütür! Fakat bu zorbalığın kendisi baki değildir. Tarihin hiçbir yerinde baki olduğu gösterilemez. Belki de bunu en iyi özetleyen Yaşar Kemal’in umutsuzlara dokunan, onlara can ve ruh katan o Çukurova Dikenlidüzü’nde geçen romanın satır aralarındaki ifadedir.

Halkı inim inleten ağalara duyulan öfkenin bastığı tetik olan İnce Memed’le ölmeden önce son sözleri ağzından dökülen ağanın diyaloğunda gizlidir. “-Beni öldürmen neye yarar, bir ağa gider yerine başka biri gelir/ -Olsun, benim yerime de başka bir İnce Memed gelir.”

Ve şimdi yalnız kalmayı göze alarak ilkeli bir yaşamı her boyutuyla örgütleme zamanıdır. Gelecek insani değerlerden ödün vermeyenlerin iradesiyle şekillenecektir. Gerisi laf kalabalığıdır!…


 Sezgin Kartal–  Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…


 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Bir Delinin Maraş Hayali

Bir Delinin Maraş Hayali

GAZETE PEYİK
Tema Tasarım | Osgaka.com