Ana Sayfa Peyik Yazarlar 31.01.2018 61 Görüntüleme

Alevi Dedelerinin Şecereleri Meselesi

Alevi dedelerinin Ehli Beyt soyundan geldikleri söylenir. Böylece onlara bir kutsallık atfedilmiş olur. Horasan erenleri denilen Hacı Bektaşi Veli de dâhil olmak üzere Alevi dedelerinin soylarını Hz. Ali’ye bağlayan çeşitli belgelerden söz edilmekteydi. Hacı Bektaşi Veli’ninki bilinmektedir. Başta Velayetname olmak üzere diğer menakıpnamelerde de böylesi bir soy zinciri anlatılır. Kimi Dede ocaklarının şecereleri ise son yıllarda çeşitli dergilerde yayınlanmaya başlandı. Ancak bu şecereler hakkında yeterli sayıda akademik, bilimsel çalışmalar yapıldığını söyleyemeyiz. Bu yazıda ben bu alanda görebildiğim kadarıyla ilk olma özelliğini taşıyan bir çalışmadan hareketle şecereler hakkında birkaç söz edeceğim.

Ayfer Karakaya-Stump imzası taşıyan Vefailik, Bektaşilik, Kızılbaşlık başlıklı çalışma (İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,2016) çeşitli Dede ocaklarının özel arşivinde bulunan yüzden fazla belge üzerine yapılan bir incelemedir. Ayrıca kitapta çeşitli Buyruk versiyonları incelenerek kaleme alınmış bir makalede yer alıyor.

Dedelerin soy ağacını gösteren adına silsilename veya şecere denilen belgeler aslında bambaşka amaçlar doğrultusunda kaleme alınmış çeşitli belgelerin bir alt bölümünden ibaret olduğu anlaşılıyor. Birazdan göreceğimiz gibi Irak’ta bulunan çeşitli Bektaşi tekkelerinden alınan belgelerinin bir bölümü belge sahibinin kim olduğunu beyan eder ve onun soy zincirini sıralar.

Önce bu tür belgelerin nerelerden alınmış olduğuna bir bakalım. Karşımıza öncelikle iki adres çıkıyor. Bunlardan birincisi Erdebil tekkesi ve devamında da Safevi devleti diğeri ise Irak’taki çeşitli tekkeler. Bilindiği gibi Safevilerin temel kurucu kitlesini Anadolu’daki dervişler, Bektaşiler ve Türkmen obaları oluşturmaktaydı. Safevi Devleti kurulduktan sonrada Anadolu halklarıyla bağlarını koparmamış olduğu ve buralara çeşitli halifeler gönderdiği anlaşılıyor. Ellerinde hilafetnamelerle, icazetnamelerle gelen kişiler buralarda topluluklar örgütlemeye, oluşturmaya çalışmışlardır. Anlaşılacağı gibi halifelerin belli bir tekke (Erdebil) eğitiminden geçmiş kişilerden oluşuyor. Bu halifeler gönderildikleri boyların, obaların, toplulukların dini, hukuki işlerini düzenlemekle sorumlu kişiler olarak karşımıza çıkıyor. Halifelik ise dini-hukuki bir makam anlamına geliyor. Sufilik yolunu, tekkenin öğretisini yaymak, irşad faaliyetlerinde bulunmak, gönderildikleri topluluklarda ortaya çıkacak hukuki sorunları çözmek ve ayrıca tekke adına adak toplamak. Tekkede belirli eğitimlerden geçmiş ve Halifetül hülefa tarafından icazetnamelerini, hilafetnamelerini almış olan halifeler artık belirli obaların veya boyların mürşitliğini üstlenmiş oluyorlardı.  Daha sonra göreceğimiz gibi Safevi devletinin yıkılması ve gerek tekke ile gerekse halifetül hülefa ile bağlarının kopması halifeliğin babadan oğla geçen ve giderek Dedelik kurumuna dönüşecek olan bir evrime uğrayacaktır.

Irak’taki çeşitli tekkelerden alınan belgelerin daha farklı amaçlar için düzenlenmiş olanlarından da söz etmeliyiz. Bunlar içerisinde en yaygın olanı ise ziyaretname denilen bir belgedir. Şimdi 16. Yüzyılda düzenlenmiş böylesi bil belgeye daha yakından bakalım. Derviş Hasan adına düzenlenen bu belgede sırasıyla Necef, Kufe, Hille, Bağdat/Kazımiye, Samerra ve Kerbela’ya gitmiş ve buralarda şu ziyaretgahlara uğramıştır.

“1. Necef’te: İçinde Hz. Ali’nin türbesi bulunan Necef Asitanesi; aynı külliyedeki Adem peygamberin makamları ve Necef’te bulunan diğer makamlar.

  1. Kufe Mescidi’nde: İmam Hüseyin adına çalıştığı için Emeviler tarafından öldürülen Hani b. Urbe’nin türbesi; İmam Hüseyin’in amcasının oğlu ve Kufe’ye yolladığı elçi olan Müslim bin Akil’in türbesi; Kufe Mescidi’ndeki diğer makamlar.
  2. Hille’de: Peygamber Zülkif’in makamı; Hz. Ali’nin kardeşi İmam Akil’in türbesi; Şems Mescidi; Hz. Ali’nin makamı ve Hille’deki diğer makamlar.
  3. Bağdat/Kazimiye’de: İmam Musa el-Kazım ve İmam Muhammed el-Cevad’ın türbeleri ve buradaki imamzadelere ve din büyüklerine diğer türbe ve makamlar.
  4. Samerra’da: İçinde İmam Ali el-Hadi ve İmam Hasan el-Askeri’nin türbelerinin bulunduğu dergah; bu türbelerin bitişiğindeki İmam Mehdi Makamı; İmam Mehdi’nin annesi Sitti Nergis Hatun’un türbesi ve İmam Ali el-Hadi’nin kızı Sitti Hakime’nin türbesi.
  5. Kerbela’da: İçinde İmam Hüseyin’in türbesi bulunan dergâh; İmam Hüseyin’in farklı anneden kardeşi ve Kerbela’da bayraktarlığını yapmış olan Abbas bin Ali’nin türbesi; Kerbela vakasında ilk şehit düşen kişi olan Hurr Riyab. Yezid’in türbesi.”(Aktaran Ayfer Karakaya-Stump, s. 168-169).

Ziyaretnamenin sonunda bu belgenin kişini isteği üzerine verildiği yazılıdır. Ehli Beyte inananların İmam Hüseyin’i seven ve Ali el-Murtaza’nın dostu olanların bu kişiye saygı, sevgi ve cömertlik gösterip onun hatırını kırmamaları, hak ettikleri biçimde ağırlanmaları istenmektedir. Anlaşıldığı üzere Ehli Beyt mensuplarının türbelerini ziyaret etmiş olmak bile kişilere belirli kutsiyetlik yüklenmesine neden oluyor. Bu kutsiyetliğin giderek daha da artacağını ve o soyun bir ayrıcalığı veya karizması haline geleceğini tahmin etmek güç olmasa gerektir. Şunu da ekleyelim ki bu ziyaretnameler yeni kuşaklar tarafından yeniletilip imzalatılıp o soyun bir ayrıcalığı olarak kullanılmaktadır.

Bu tür belgelerin verildiği makamlar ise Irak’taki Bektaşi tekkelerinden birisidir. İmza yerinde tekke-i Kerbela veya tekke-i İmam Hüseyin gibi genel ifadeler geçmektedir. Bugün artık biliniyor ki İmam Hüseyin ve İmam Ali’nin türbelerinin avluları başta olmak üzere Kazımiyye ve Samera’da da Bektaşi tekkeleri bulunmak idi. Buraları ziyarete gelenleri ağırlayan bu tekkeler aynı zamanda bu ve benzer belgeleri de düzenlemekteydiler. Ayrıca Kerbela’da bulunan nakibüleşrafın seyitlik şecereleri düzenlediği de bilinmektedir. Ayfer Karakaya-Stump’un bu belgeler üzerinde yaptığı incelemeler kimi belgelerin sonradan yenilendiği ve bu yenilenme aşamasında üzerinde değişikliklerin yapıldığı sonucunu da göstermektedir. Ayrıca hilafetname ve icazetname sahiplerinin kuşaktan kuşağa bu belgelerini yenilettiklerini ve kendi adlarını onaylattıklarını da görüyoruz.

Bu belgelerin varlığı bir vaka olarak önümüzde duruyor. Mühürlü, imzalı ve tarihli bir biçimde belirli tekkelerden alınmış oldukları belli. Bunlara duyulan ihtiyaç aynı zamanda Alevi inancının o dönem gerek duyduğu ve ulaştığı dinsel kurumlarının bir gereği olarak karşımıza çıkıyor. Yani Dede ocaklarının oluşumu din sosyolojisinin dönemsel ihtiyacının bir ürünü olarak doğuyor. Günümüzde Dedelik Kurumu Aleviliğin temel kurumudur. Ancak Dedeliğin tarihsel bir kurum olduğu gerçeğini de göz ardı edemeyiz. Dedelerin Ehli Beyt soyundan geldikleri iddiası ise gördüğümüz gibi Kerbela kıyımından 700-800 yıl sonra belgelendirilmeye çalışılıyor. Bu yüzden Alevi dedelerinin Ehli Beyt soyundan geldikleri iddiasını tarihi bir gerçeklik olarak değil bir inanç konusu olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. O dönemin Alevi önderlerinin böyle bir iddiaya başvurmalarını ancak yine o dönemin dinsel ihtiyaçları temelinde anlamak gerekiyor.

Irak’taki çeşitli Bektaşi tekkelerinin düzenledikleri icazetname, hilafetname, ziyaretname, seyittlik şeceresi gibi belgelerin en eski tarihli olanı Dede Kargın ocağına ait olup 1499 tarihini taşımaktadır. O halde dede ocaklarının teşekkül devri olarak 15. Yüzyılın sonunu alabiliriz. Bu yüzyıl aynı zamanda Abdalı Rum denilen Anadolu erenlerinin Osmanlı İmparatorluğu ile olan ilişkilerinin kopmaya başladığı, dervişlerin akın akın Safevi şeyhlerine katıldıkları dönemdir. Yani Kızılbaşlar olarak Safevi devletini kuran kadronun devletin Şiileşmesiyle tekrar dışlanacağı bir dönemin başlangıcıdır.

Yazıyı bitirmeden bir noktayı daha ekleyelim. Safavi devletinin yıkılmasıyla birlikte Bektaşi tekkeleri özellikle de Pir Evi öne çıkacak Dede Ocaklarıyla daha sıkı bir ilişki içerisine girilecektir. Hatta bu ocaklar üzerinde tek söz sahibi olan bir makam haline gelecektir. Giderek Bektaşi ocağı Alevilerin Ser Çeşmesi haline getirilmeye çalışılacaktır. Cemaleddin Efendi bütün gayretini bu yönde sarf edecek Aleviler üzerindeki nüfuzunu güçlendirecektir. Alevilerden oluşan bir ordu toplamaya çalışacak bunları önce Osmanlının sonra da Cumhuriyetin yardımına koşacaktır. Ankara hükümeti adına M. Kemal de yakın ilişki kuracak hatta Cemaleddin Efendi meclis başkan yardımcısı seçilecektir. Ne yazık ki bu yakın ilişki uzun sürmeyecek Ankara hükümeti kuruluşunu garanti ettikten sonra Aleviliği yasaklayacak, tekke ve zaviyelerine el koyacaktır.


 A. GALİP –  Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…


 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

GAZETE PEYİK
Tema Tasarım | Osgaka.com